ULAK’a ne oldu?

Seçimi AK Parti kazanırsa 2023’te bitecek veya 2023’te başlayacak bir proje.

Tansu Çiller’in izinde seçimden sonra bile kilit bir projemiz var.

Şimdilik 1 anahtar ama seçim yaklaştıkça 2’ye çıkacak, “Herkese 1 TOGG Kampanyası” başlarsa şaşırmayın.

O kadar çok proje var ki bazen takip etmekte ve hatırlamakta güçlük çekiyoruz.

2019 yılında açıklanan ancak temeli dahi atılmayan 100 bin sosyal konut projesini size hatırlatmasam hiç kimse hatırlamaz.

Sözde muhalefet hala hatırlamayı reddediyor.

Bu arada aklıma başka bir proje geliyor.

ULAK projesi.

Türkiye’nin 4G’yi atlayarak doğrudan 5G’ye geçiş yapan cep telefonu altyapısının en yüksek siyasi otorite tarafından onaylandığını, bunun yerli ve milli teknoloji geliştirilerek yapılmasının planlandığını ve “ULAK Projesi”nin ortaya çıktığını hatırlayacaksınız.

Önce kimsenin tam olarak anlayamadığı 4.5G’ye geçilecek, ardından 5G üzerinde çalışılacak, yerli ve milli süper hızlı 5G GSM altyapısı kurulacaktı.

Projenin 5G ve ötesi hedefiyle başlatıldığı yıl 2017 idi.

Gerçekten de bir Türk gibi başladı.

Büyük bir coşku ve hızla, 4.5G olduğu söylenen bir teknolojiyle baz istasyonları üretildi.

Binden fazla baz istasyonunun üretildiği açıklandı.

Ancak ULAK’ın paydaşlarından uzun süredir haber alınamıyor.

İstanbul Havalimanı’na kurulduğu iddia edilen bir 5G istasyonu var ama bunu kimin ve nasıl ürettiğini bilmiyoruz.

gerçekten merak ediyorum.

ULAK’a ne oldu?

Kendimizi sözde muhafazakarlıktan koruyabildiğimiz zaman.

Dün İstanbul hiçbir medeni ülkede kolay kolay görülmeyen bir gösteriye sahne oldu.

İstanbul Saraçhane’de bir grup insan, Taliban özentisi tavrıyla LGBTİ karşıtı gösteriler düzenledi.

Beni yanlış anlamayın, bu tür gruplar dünyanın herhangi bir ülkesinde ortaya çıkabilir.

Özellikle kilise ve Hıristiyan muhafazakarlığının hakim olduğu ülke veya toplumlarda bu tür görüntüler ortaya çıkabilir.

Ama hiçbir medeni ülkede bu tür nefret söylemi gösterileri hiçbir zaman ülkedeki hükümet tarafından, hukuk kurallarıyla yönetildiği söylenen devleti yönetenler tarafından desteklenmez, onaylanmaz, gaza basılmaz veya reklamı yapılmaz.

Bu medeni olmayan tutumdur.

Çünkü hukuk devletlerinde vatandaşlar siyasi, sosyal, dini, mezhepsel ve tabii ki cinsel tercihleri ​​nedeniyle devlet tarafından eleştirilmemekte ve toplumdan dışlanmamaktadır.

Bir hukuk devleti bu yolu izlerse, azgın radikal grupların kime karşı gösteri yapacakları, kimi kınayacakları ve nihayetinde kimin başını talep edecekleri bilinemez.

Devletin hukuk devletinde suç olan bu nefret söylemine rıza göstermesi ve desteklemesi kabul edilemez.

Üstelik bu yüz kızartıcı gösteriyi düzenleyenler, tarikat yurtlarında, sözde din eğitimi kurslarında çocuklara yönelik taciz ve tecavüzleri umursamazken, Ensar Vakfı’nda ortaya çıkan taciz ve tecavüz skandalının üstü örtüldü. Meclis’te tek kelime etmediler, “Bir anda bir şey. Böyle bir nefret mitingi düzenleyenlerin samimiyetinden, dininden, inancından ve hatta cinsel tercihlerinden şüpheliyim, oysa bunu yapan kadın bakanlara bir sözüm yok. Kadın erkek demeden mürit yetiştiren şeyhleri ​​görmezden gelirken, “Olmaz” deyin.

Bırakın aileyi ve çocukları koruduklarını iddia etmeyi ciddiye almak bir yana, ağzımın olmayan bir kısmıyla gülüyorum.

Hele böyle bir müziği bile dinsiz bulduklarını söyleyen bir grup, lideri ve sözcüsü olarak bir “Mürted” seçip onu kürsüye çıkarırsa ve o mürted alkışlarsa çok endişelenirim.

Bu rezalet için minberden konuşan mürtedlere gelince.

Gerçekten inanıyorsa oturup bu günlerde istediğini söylediği ama hiçbir kuralına uymadığı düzenin Türkiye’ye gelmemesi için dua etsin.

Aksi takdirde Yunanistan’da rahibin önünde diz çöküp din değiştirdiği gün cinayet vacip olmuş, Türkiye’ye geldiği gün öldürülerek Ortodoks Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Bugün Saraçhane’de konuşmayacak, Şişli Rum Ortodoks Mezarlığında yatacaktı.

NOT: Bu nefret söylemine karşı söyleyecek sözü olmayan muhalefet partileri. Bu suça neden ortak olduğunuzu söyleyebilir misiniz? Yoksa iktidara benzemeyen bir tavırla bunu söyleyenlerin, biz bu soruyu sorduk diye iktidarın adamları olduğu şeklindeki utanmaz tezinizi tekrar mı edeceksiniz?

Avrupa, Türkiye’nin Rus politikasından çok memnun olduğunu gizlemiyor.

Avrupa basınında Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhine uzun süredir devam eden yayınların bıçak gibi kesilmesinden o kadar memnun ki. Bilakis, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini sürdürebilmesi nedeniyle Erdoğan’ı öven haberler yapıyorlar.

Bunda azalan bir hacimde de olsa Rusya ile ticaretlerini Türkiye üzerinden yapabilmeleri etkili oluyor elbette.

Bazı Avrupalı ​​şirketler Rusya ile Türkiye üzerinden ticari ilişkilerini sürdürmekte, Rusya’ya Türk şirketleri veya Türkiye üzerinden mal satmaya devam etmektedirler. Bunun yarattığı parasal hacmi Türkiye’nin ihracat rakamlarında veya Merkez Bankası’nın açıklanamayan para girişlerinde görebilirsiniz.

Erdoğan’ın hem Rusya hem de Ukrayna ile konuşabilen ender liderlerden biri olması, tahıl koridorunun açılması gibi birçok sebep var.

Aslında Türkiye’nin tutumunun ABD’nin elini zayıflattığını ve Avrupa’ya yaptığı baskıyı azaltacağını düşünüyorlar ya da edecekler.

Türkiye’nin 1000 yıllık ata politikasını bırakıp Asya’ya yönelmesinden de memnunlar. Bu politika değişikliği Avrupa için de çok faydalıdır. Avrupa’da Müslüman bir ülke korkusunu hafifletiyor.

Avrupa’nın Erdoğan’ı “sevmesinin” bir başka nedeni de Türkiye’nin göçmen politikası.

Milyonlarca göçmeni Avrupa’yı rahatlatmak için Türkiye’de tutması ve geri kabul anlaşmasının şartlarını tek taraflı olarak yerine getirmeye devam etmesi, her şeyden önce Avrupa’nın takdiridir.

İsrail’le bariz yakınlaşması ve İsrail Cumhurbaşkanı ile tekrar New York’ta bile görüşecek olması Batı medyasının Erdoğan’a yönelik tutumunu daha da olumlu kılıyor.

Önümüzdeki dönemde Batı’dan Erdoğan’a övgü dolu sözler duyarsanız şaşırmayın.

Şaşırtıcı olan, dün Erdoğan’ın itibarına olumlu puanlar yazanların, Batı’dan Erdoğan’ı eleştirenlerin bugün olumlu puanlar olarak övgü yazacak olmaları olacak.

Batı Erdoğan’ı eleştirse de bunu Erdoğan’ın lehine görüyor.

Türk vatandaşlarının vize çilesi bitmiyor ve hiç bitmeyecek gibi görünüyor.

Yerli ve milli gücümüz ise arada bir söylenmek dışında parmağını kıpırdatmıyor.

Yurtdışında yaşayan radikal İslamcı bir okuyucu nedenini şöyle açıklıyor:

“Zaten kırmızı pasaportları var. Bürokraside kendilerine yakın kişileri görevlendirirler. Hepsinin yeşil pasaportu var. Yeşil pasaport veremeyenlere gri pasaport veriyorlar. Sizin, benim ve milletin sorunu olan vize sorunu artık onların sorunu değil. Sorun onların değil. Sorun Anadolu çocuklarının sorunu, sorun devletten olmayanların sorunu. Bu yüzden bu sorunu çözmek için parmaklarını bile kıpırdatmıyorlar. Kendilerine dokunmayan neyi sorun olarak görüyorlar ki vize sorununu sorun olarak görsünler.”

Yemin ederim okuyucu haklı, haklı!

Leave a Comment