Alzheimer dalgası dünyayı vurabilir

Columbia Üniversitesi sinirbilimci Doç. Kızıl, kritik bir noktaya dikkat çekti: Pandemideki izolasyonun önümüzdeki dönemde hastalık oranını hızla artıracağını düşünüyoruz.


Fotoğraf: BirDay

Abone Ol

Google Haberleri

Semra KARDEŞOĞLU

Yavaş yavaş tüm bilinenler yok oluyor. Bir karakalem çiziminin her satırını silgiyle yavaşça silmek gibi. Güzel anlar, acılar, doğduğumuz andan itibaren tanıdığımız yüzler, sevdiklerimiz, kızdıklarımız, mısraları, binlerce kez dinlediğimiz şarkının sözleri yavaş yavaş unutuluyor. Belki de en zoru, tüm bunların yanındaki sevdikleri tarafından unutulmasıdır. Unutması ile her gün sağlıklı insanın hayatından bir parça kayboluyor… Bizi biz yapan ortadan kayboluyor… Belki de Anthony Hopkins’in ‘Baba’ filminde söylediği o efsanevi cümle her şeyi özetliyor: “Bütün yapraklarım dökülüyor gibi…”

Tüm Alzheimer hastalarının bunu hissedip hissetmediği bilinmemekle birlikte Alzheimer, teşhisinin üzerinden 100 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen tedavisi henüz bulunamayan bir hastalıktır. Ayrıca, yaşam beklentisi arttıkça oran artar. 21 Eylül, bu hastalığa sahip olanlara ve yakınlarına destek olmak için Dünya Alzheimer Günü olarak kutlanıyor. Bugünden hemen önce hayatını bu hastalığın çözümüne adayan bilim insanı Doç. Dr. Çağhan Kızıl ile görüştük. Sinirbilimci Kızıl, uzun yıllar çalıştığı Almanya’daki Dresden Üniversitesi’nden ABD’deki Columbia Üniversitesi’ne transfer oldu. Kızıl ile İstanbul ziyareti sırasında tanıştık. Biz sorduk, o cevapladı.

KANSERİ ÇÖZDÜK AMA ALZHEIMER YÜKSELİYOR

Alzheimer’ın sağlık sorunları içindeki payı hızla artıyor. Önümüzdeki dönemde büyük bir patlama bekleniyor. Panik yapmalı mıyız?

Demans dediğimiz büyük şemsiye. Alzheimer, yüzde 70’ini oluşturan bir hastalıktır. Alzheimer türleri vardır, hepsini bir torbaya koyamayız. Hastalık neden bu kadar büyük? Birincisi yaşlılık. Yaşam beklentisi 2-3 yıl arttıkça kritik eşik aşılır. Daha fazla insan bu hastalığa yakalanıyor. Kanseri çözüyoruz ama yaşam beklentisi uzadığı için Alzheimer artıyor. Öte yandan, tüm dünya bir pandemi yaşadı. İnsanlar hareketsiz, evlerine kapanmış, sosyal izolasyon ve stres altında kaldılar. Bunların hepsi Alzheimer için olumsuz etkilerdir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Alzheimer eğrisinin hızla artmasını bekliyoruz. Korkunç bir tablo ortaya çıkıyor. Bu nedenle birçok ülke bu alandaki çalışmalarına öncelik vermiştir.

Doç.  Dr. Çağhan Kızıl ile İstanbul ziyareti sırasında bir araya geldik.  (Fotoğraf: OneDay)Doç. Dr. Çağhan Kızıl ile İstanbul ziyareti sırasında bir araya geldik. (Fotoğraf: OneDay)

HASTALIK 40’LI YILLARDA BAŞLAR

Siz ve bu alanda çalışan bilim insanları neyi amaçlıyorsunuz?

10 yıl önce bilmediğimiz birçok şeyi biliyoruz. İlaç geliştirme, Alzheimer’da başarısız olduğumuz bir alandır. Uyuşturucu geliştirmeyi bilmediğimizden değil. Belki bu bize hastalığın erken evrelerine müdahale etmemiz gerektiğini söyler. Hastalığı 70 yaşında tespit ediyoruz. Geç kalıyoruz. Ancak hastalık 40’lı ve 50’li yaşlarda başlar ancak herhangi bir semptom göstermez. Biz de şunu düşünüyoruz; Erken yaşta kan örneği alıp teşhis koyabilirsek riskli bir hasta olduğunu tespit edip tedaviye başlayıp hastalığı geciktirebilir miyiz? Kliniğin gidişatı bu şekilde. İkincisi yaşam tarzı. Risk faktörleri vardır: hareketsizlik, obezite, sigara içmek, zehirli hava solumak. Bu faktörlerden kaçınarak hastalığı geciktirebilir ve azaltabiliriz. Ayrıca Alzheimer hastalarının yüzde 84’ünde kardiyovasküler bir sorun var. Bunun birbiri üzerinde ne etkisi var? Bu mekanizmaları bulursak, ilaçlar geliştirebilir veya kardiyovasküler hastalıklar için kullanılan ilaçları ayırt edebiliriz, buna bakıyoruz.

76 GENİN HASTALIKTA ETKİSİNİ TESPİT ETTİK

Alzheimer nedeniyle ebeveynini kaybeden biri sürekli risk altında mı?

Ailesel bir türün yanı sıra sporadik (birincil) vardır. Genetik açıdan 76 genin bu hastalık üzerinde etkisi olduğu belirlendi. İki gen varsa, böyle bir risk artar. Başka genler var mı ve birbirleriyle nasıl ilişkilidir? Benim de dahil olduğum çalışmada bu riskler belirlenmekte, risk haritası çıkarılmakta ve buna göre tedavi hedeflenmektedir. Yeni çalışmalar var. Risk puanı var. Mutasyon olsa bile, mutlaka hastalanacağınız anlamına gelmez. Ailesel bir durum var mesela kardeşler belli bir yaştan sonra Alzheimer oluyor. Ancak bir kardeş çok uzun yaşamasına rağmen hastalanmaz. Bu kişinin beyni incelendiğinde patoloji tespit edilir. Yani bir hastalık var ama koruyucu bir mekanizma ya da yaşam tarzı onun hasta olmasını engelliyor. Ya da tam tersi.

Hastalık alt orta gelir grubunda daha sık görülüyor. Kadınlarda da. Neden? Niye?

Evet, eşitsiz gelişimin her hastalıkta, sınıfta olduğu gibi bu hastalıkta da etkisi vardır. Bunun nedeni hakkında iki görüş vardır. Birincisi, beyni kullanmanın olumlu yönüdür. Üniversite mezunlarında Alzheimer oranı daha düşük. Çünkü beyni bilişsel olarak kullanmanın onu koruduğuna dair bir görüş var. Diğer görüş ise ilkokul mezunlarının çalışma ve yaşama koşullarının zaten riskli olduğu ve bunun etkili olabileceği yönündedir. Kadınlarda sık görülmesinin daha uzun yaşam beklentisi ve hormonal farklılığa bağlı olduğu düşünülmektedir. Örneğin östrojenin etkisi araştırılmaktadır.

alzheimer dalgası dünyayı vurabilir-1066038-1.

Şehirlerde yalnız yaşayan yaşlıların sayısı artıyor. Bu riski artırır mı?

Peru’da bir halk kendi içinde, teknolojiden uzak ve doğal bir şekilde yaşıyor. Araştırma sonuçlarına göre Alzheimer oranı çok ama çok düşük. Burada çok fazla bileşen etkilidir. Bu bileşenleri çözdüğümüzde, tedaviye daha yakın olacağız.

RİSKİN AZALTILMASI İÇİN ÖNERİLER

Ne yapabiliriz?

Tamamen engelleyici kurallar yoktur. Riski azaltabilecek faktörler vardır.

Aktif bir yaşam hepsinden önemlisidir. Sigaranın olumsuz etkisi vardır. Yeme alışkanlıkları, özellikle gençlerin sıklıkla tükettiği yapay ve hazır gıdaları tüketmek bir risk faktörüdür. Sosyal, bilişsel aktivite. Şu anda sizinle konuşurken bir aktivite oluyor. Sanırım, sana cevap veriyorum, konuşuyorum. Ancak bir kitap alıp okuduğumda aynı sonuç olmuyor. Yeni ortamlara girmek, yeni insanlarla tanışmak, dil öğrenmek olumlu etki yaratır. Her şey kirli ama doğal beslenmek ve Akdeniz diyeti yapmak önemli. Bir noktada, Alzheimer’da meydana gelen kişilik değişiklikleri önemlidir. Sakin bir kişinin son derece öfkeli bir kişiye dönüşmesi ve tam tersi.

***

SİNİRDE ARTAN İLGİ

Doç. Çağhan Kızıl, Türkiye’de ve dünyada genetik ve sinirbilime artan ilgiyle ilgili olarak şunları söyledi: “Dünyada böyle bir akım var. Lisedeyken ‘Beyin o kadar karmaşık ki, beyin çok karmaşık. onu anlayamayız.’ Yeni şeyler öğrendikçe ilgi arttı.İlgili alanlar öne çıkıyor.Bu alanda yurt dışında çalışıp Türkiye’ye dönenler de önemli etki yaptı.Bu alanda farklı disiplinlerden insanlarla birlikte çalışıyoruz.Klinik bakış açısı önemli , kimyagerler, mühendisler, moleküler biyologlar, felsefe, sosyal antropoloji ve hukuk gibi farklı alanlardan gelenlerle beraberiz.Örneğin moleküler biyoloji okudum.Sonra gelişim biyolojisi ve gelişim genetiği ile devam ettim.Gelenlerle beraberiz. ne okuyacaklarından çok ne yapacaklarına konsantre olmak için sinirbilimci olmak istiyorum.Bilim alanları arasında geçiş yapmak artık çok daha kolay.Bu dünya.İlgilendikleri alanlarda çalışan öğretmenlere, laboratuvarlara ulaşın.

Doç.  Çağhan Kızıl, Alzheimer ile ilgili çalışmasında zebra balığı kullanıyor.Doç. Çağhan Kızıl, Alzheimer ile ilgili çalışmasında zebra balığı kullanıyor.

***

YÜZYILIN KABUSU

Hafıza kaybı, bunama (demans) ve zamanla beyin hücrelerinin ölümü nedeniyle bilişsel işlevlerde genel bir azalma şeklinde gelişen tıbbi bir durum olan Alzheimer nedeniyle her yıl dünya çapında binlerce insan ölmektedir. İlk kez 1906 yılında Alman psikiyatrist ve patolog Alois Alzheimer tarafından tanımlanan ve 65 yaş üstü kişilerde beyin dokularında ciddi hasara yol açtığı tespit edilen Alzheimer, “21. Yüzyılın kabusu” olarak görülüyor. Hastalık, günlük aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulma ile karakterize, nöropsikiyatrik semptomların ve davranış değişikliklerinin eşlik ettiği nörodejeneratif bir hastalık olarak tanımlanır ve bilinen kesin bir tedavi yöntemi yoktur.ABD’de Alzheimer’a bağlı ölümler 65 yaş ve üzeridir. 2050 yılına kadar, nüfusun yaşlanması nedeniyle bunaması olanların yaklaşık yüzde 70’i gelişmekte olan ülkelerde olacak.

Videolu haberler için YouTube kanalımıza abone olmak

Leave a Comment