100 binin kaderi

2019 yılında satışa çıkarılan ve hak sahipleri belirlenen 100 bin ucuz sosyal konutun akıbetini sordum.

Ve kendim gördüğüm durumu yazdım.

Elbette cevap alamadık.

Ama kurbanlardan birçok mektup aldım.

Bir tanesini birlikte okuyalım:

“Sevgili kardeşim Fatih;

Yaz aylarında da belirttiğimiz gibi 2019 yılının sonlarına doğru Cumhurbaşkanlığı 100 Bin Sosyal Konut Projesi’nin kazananlarından biriyiz. Babam emeklilik kotasından Ankara Çubuk 500 Sosyal Konut ve İşyeri piyangosunu kazandı.

Başvuru ücretimizi ödedik ve çekiliş günü tüm aile çekilişin Youtube’dan canlı yayınını izledi ve babamın adını görünce çok mutlu olduk.

Fatih abi, proje başvuru tarihleri ​​16 Aralık 2019 – 15 Ocak 2020 idi ve çekiliş hemen sonraydı ve hak ettiğimiz 2020 yılının ilk ayından beri ne bir telefon görüşmesi ne de bir bilgilendirme, ne de inşaat ihalesi.

TOKİ’yi defalarca aradık ve bilgi almak istedik.

Bir yanıt alamadık.

Cimer’e defalarca yazıp akıbetini sormak istedik. Hep aynı cümleyi duyduk. ‘İhale bekleniyor’

2020 yılının ilk aylarında pazarlıksız 220 bin lira istenen kiracısı olduğumuz ev şimdi 1 milyon 100 bin lira oldu. O evi almamızı engelleyen tek şey TOKİ’den aldığımız evdi. 64 yaşında emekli bir işçi olan babam, hayatında bir ev sahibi olamamış ve en yakın zamanda böyle bir durumla karşılaşması onu ciddi bir stres altına sokmuştur. Üstüne üstlük ve ekonomik kriz nedeniyle babamın ciddi sağlık sorunları var, öyle ki son iki ayda iki ameliyat geçirdi.

Her şeye rağmen bu konuyu gündeme getirdiğiniz için tüm ailem adına teşekkür ederim Fatih Abi, gelecek için tek planı Yeşil Kart çekilişi olan ve artık nefes almakta bile güçlük çeken bir Türk genci olarak sonsuz sevgilerimle. .

13 yıldır hiçbir yazınızı ve programınızı kaçırmayan ben, bir an için içimi döküyormuşum gibi hissettirdim.”

2019’da açıklanan 100 bin konut konusunu neden gündeme getirdiğimi anlıyor musunuz?

Yine birisi konuyu anlamsız bir yere bağladı.

Dün Terim belgeseli bir belgesel değildi, Terim’in başarılarını hatırlatan ve Terim’i öven bir yapımdı. Belgesel olmayacak dedim. Bir anda Terim trolleri tarafından “Terim’in düşmanı, Terim’in Galatasaray’a dönmesini engellemeye çalışan, Terim’in Galatasaray başkanı olmasını engellemeye çalışan biri” ilan edildim.

Hadi beyler.

Benim Terim’le olan dostluğum, tanışıklığım ve tanışıklığım birçoğunuzun doğumundan, hatta bazı anne babanızın doğumundan önceye dayanıyor.

Hiçbiriniz Terim’i benim kadar tanımıyorsunuz ve dolayısıyla hiçbiriniz Terim’i benim kadar takdir edemezsiniz.

Terim, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı teknik direktörüdür.

Galatasaray’ın 22 şampiyonluğundan 8’inin kendi döneminde olması onu gerçek bir Galatasaray efsanesi yapıyor.

Başladığı yer ile tırmandığı yer arasında bu kadar büyük fark olan az sayıdaki hemşehrimizden biridir. Üstelik bunu aldığı eğitimle değil, kişisel özellikleriyle yapabilen tanıdığım iki Türk vatandaşından biridir.

Ben de kendisine “Öyleyse Galatasaray’a gel ve Başkan ol” diyen ilk kişiyim.

Ama bu, yayınlananın belgesel olmadığı gerçeğini değiştirmiyor.

Terim Galatasaray’dan ayrıldığında Süren’in evinde ne oldu?

Mehmet Cansun ne dedi?

Fiorentina’dan ayrılan Cecci Gori’ye ne oldu? Fiorentina Başkanı ile kavga mı etti?

İtalya Başbakanı ve takımın sahibi ile Milano’da neler oldu?

Milan oyuncuları neden ona karşı kazandı? Maldini ve diğerleri Terim hakkında ne düşünüyor? Neden istemediler!

Milan’dan ayrıldıktan sonra Galatasaray’ın teklifi ve Terim’in reddetmesi.

Canaydın döneminin başarısızlığı ve görevden alınması.

Ünal Aysal ile yaşadıkları. Onu bir çalışan olarak adlandırmak.

Milli Takım’daki görevine mal olan ünlü dövüş.

Mustafa Cengiz ile yaşadıkları.

Cengiz’e telefonda hakaret ettiği iddiası.

Ve daha fazlası.

Belgesel dediğin zaman bunlar da oluyor.

Anlatılamasa da hatırlatılır.

Bunlar olmadan belgesel olmaz.

Bunları söylemek “Terim kötü bir teknik direktördü” demek değildir.

Bunları söylemek “Bu bir belgesel değildir” demektir.

O amaçla mı yaptı bilmiyorum ama benim için bu Terim’in “veda mektubu”.

İlerlemenin bir sonuç değil, bir süreç olduğunu anladığımızda.

Türkiye’nin Schengen ülkeleri, İngiltere ve ABD ile vize sorunu büyüyor.

Bu ülkelerde okuyan gençlerimiz bile vize almakta ve vizelerini yenilemekte zorluk çekmeye başladılar.

Okuyoruz, duyuyoruz.

Bırakın turistik geziyi, iş adamlarımız, ihracatçılarımız ve hatta ithalatçılarımız bile vize sorunu yaşıyor.

Uzun beklemeler ve ardından gelen retler can sıkıcıdır. Ancak bir süre öncesine kadar AK Parti hükümeti bize “AB ülkeleriyle vizesiz seyahat çok yakında başlayacak” masalını anlatıyordu.

Burada diyorum ki, “Yine kandırılıyorsunuz. “Bu olmayacak” dediğim gibi, sürekli yolsuzluk, muhalif ve kötü niyetli olmakla suçlandım.

Gerçi ben bu suçlamayla her defasında AK Parti aldatıldığında yaptığım uyarılarla karşı karşıya kaldım.

AK Parti hükümeti, Türk vatandaşlarının AB’ye vizesiz seyahat etmesi karşılığında AB ile geri kabul anlaşması imzaladı.

Türkiye’ye gelen doğu kökenli göçmenlerin özellikle de Suriyelilerin Avrupa’ya geçmesine izin vermeyecek, Türkiye’de tutacak, bir şekilde Türkiye’ye dönenleri de kabul edecektik.

Avrupa vizesiz vatandaşlarımıza Avrupa’nın kapılarını açardı.

Anlaşmanın bize düşen kısmını yerine getirdik ve yapıyoruz.

Yunanistan’ın Ege’de insanlık dışı bir şekilde geri ittiği göçmenleri bile Türkiye’ye getiriyoruz.

Ancak Avrupa, çeşitli bahaneler kullanarak anlaşmanın üzerine düşeni yerine getirmiyor.

Ve bırakın Türklere vizesiz kapıları açmayı, vize bile vermiyorlar.

Peki bu utanç verici duruma karşı hükümetimiz ne yapıyor?

Tabii ki, her zaman yaptı.

Bu konuyla ilgili eleştiriler artmaya başlayınca Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu hemen öfkeli ve şiddetli bir açıklama yaptı.

Yerel ve ulusal basın aracılığıyla bağırıp çağırıyor. Bu durumun kabul edilemez olduğunu söylüyor.

Bir Dışişleri Bakanlığımız olduğu için de mutluyuz.

Öte yandan, Avrupa ülkeleri vatandaşlarının vize veya pasaport olmadan Türkiye’ye gelmesine izin verilmiyor.

Biz Bulgaristan’a vizesiz bile gidemezken, Bulgaristan vatandaşları pasaportları bir yana Türkiye’ye geliyor, alışverişlerini yapıyor ve gidiyorlar.

Sadece Bulgaristan olsa “mahalle” deyip konuyu kapatalım.

Ama bakın Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İspanya, İsviçre, İtalya, Malta, Portekiz, Yunanistan, Polonya ve Lüksemburg vatandaşları da pasaportsuz kollarını sallayarak Türkiye’ye girebilirler.

Bu ülkelere gitmek için vize bile alamıyoruz.

Ve bunu neden yaptığını hepimiz biliyoruz.

Dış politika duruşu bu mu!

Yerli ve milli duruş bu mu!

Leave a Comment